Bu Blogda Ara

slider

Son Paylaşılan

Navigation

İç sesiniz neden bu kadar acımasız

Hayat şartları, edinilen tecrübeler, sorumluluklar, amaçlar, hayaller herkes için farklılık gösterse de bir ortak noktamız var; hepimizin içinde konuşan bir ses var. Bazen sizi yeterli bulmayan ya da hatayı her zaman sizde gören bir ses.
Daima kulak verilmesi gerektiği aşılanan iç sesin o acımasız tarafından nasibini almayan kimse yoktur. Peki nedir bu iç ses, neden böyle konuşur ve en önemlisi acımasızlığının altında yatan asıl amacı nedir? Bu nedenleri anlayabilirsek, o sesi yok etmeye çalışmak yerine o sesle barışmak mümkün kılınabilir.


Korku

İnsan beyni, mekanizması gereği tehdit olarak algıladığı noktalarda sinyal vermeye programlıdır. Dilimizde “cahil cesareti” diye tabir edilen kalıp tam olarak buradan geliyor. Sonucunda sizi bekleyen kötü olasılıkları teşhis edebiliyor olmaktır korkunun çıkış noktası.

Her şey korkunun oldukça insani bir duygu olduğunu kabul edebilmekle başlar. Daha sonra korkularınıza bir de mercek altında bakarsanız altında değer ve önem verdiklerinizi göreceksiniz.

Yani iç sesinizin asıl amacı sizi yaralamak değil, sizi ve değer kümenizi korumaktır. Sizi amaçlarınızdan alıkoymadığı sürece korkabiliyor olmak aslında çok değerlidir. Korkularınızla başa çıkabildiğiniz an, kendinize meydan okuyabildiğiniz noktadır ve gelişebilmenin hatta güçlü hissedebilmenin olmazsa olmaz şartıdır.


Yeterince “…” Değilim Endişesi

Tırnak içi kişiye göre iyi, güzel, başarılı ya da bambaşka sıfatlarla doldurulabilir. Kendi kendinizi yeterli görmediğiniz noktalarda iç sesiniz de bununla paralel olarak size oldukça kaba davranacaktır. Bu kaba tutumu özsaygınızı baltalayan değil de sizi olabileceğiniz en iyi hale şekillendirmeye çalışan bir sinyal mesajı olarak yorumlayın. Bu yorumlama sonrasında iç sesiniz sinyal verirken de daha nazik bir üslup benimseyecektir.

Kendinize ayırdığınız zaman içerisinde bir anlığına gözlerinizi kapatın bazen görebilmek için gözlerinizi kapatmak çok daha yol gösterici olabilir. Şimdi farz edin ki, tırnak içini doldurduğunuz özelliğe “yeterince” sahipsiniz. O özelliğe sahip olsaydınız; neler düşünürdünüz, nasıl hareket ederdiniz, hayatı nasıl yaşardınız, neleri farklı yapardınız? Belki daha mücadeleci, belki daha cesur bir tutum benimserdiniz.

İyi haber; bu özelliklerin hayal edebildiğiniz kadarını zaten içinizde barındırıyorsunuz ve zamanla hayal ettikçe içinizde daha fazlasını da keşfedebilirsiniz. Bu tutumun size vereceği güveni hissetmeye çalışın ki kendinize yardım etme motivasyonunun aslında kendi içinizde hali hazırda var olduğunu keşfedebilesiniz. Bu anlayışla beraber iç sesinizin aslında size köstek değil, destek olmaya çalışan bir parçanız olduğunu göreceksiniz.


Bünyeye Yüklenen Mükemmelliyetçilik Külfeti

İşinizde, insan ilişkilerinizde, kuracağınız cümlelere kelime seçerken ya da herhangi bir anda mükemmelliyetçi bir edayla devreye giren iç sesinizi tanıdık geldi mi? Yalnız değilsiniz.

İnsanlığın var oluşundan itibaren tehlikeleri önceden tespit etmeye odaklanan ilkel beyin, kendi içine göz attığında da kendindeki potansiyel hataları yüze çarpmaya meyilli bir tutum sergiler. Bu tutumun altında aslında hataya sürüklenmemek için kontrolü eline alabilmenin çabası yatıyor. Önemli olan bu çabanın dozunu ayarlayabilmek.

Evet belki mükemmel olmayacak ama olsun sen yapabildiğin kadarını yap, yapabildiğinin en iyisini yap diyebilmek aslında sandığınız kadar zor değil. Bunu diyebildiğiniz kadar özgürsünüz.


Sonuç olarak o ses aslında kendi misyonunu gerçekleştiriyor, bazen sert bir mizaca bürünüyor tıpkı iyiliğinizi isteyen ebeveynleriniz gibi. Bu taraftan bakarsanız, kendi sesinizin içindeki şefkati bulmaya yaklaşabilirsiniz ve ona daha yargısız ve anlayışlı olmasını öğretebilirsiniz.
PAYLAŞ
Banner

Danisman Hocam

YORUMLAR:

0 comments: