Bu Blogda Ara

slider

Son Paylaşılan

Navigation

İlk toplumsal gelişim ve bağlanma süreçleri

Bebekler enerjisini yeni geldiği dünyaya uyum sağlamak,varlığını devam ettirmek için kullanırken,yaşamındaki önemli kişilerden, kavramlardan,duygular ve olgulardan destek alır.Dünyaya geldiğinde başka insanların bakımına muhtaç olması onu tüm yaşamı boyunca diğer insanlarla birlikte varolmaya,eylemde bulunmaya,deneyim yaşamaya zorunlu kılar.İlk aylarda çevresindekilerle geliştirdiği ilişki,onun duygusal öğrenmelerine zemin hazırlar, başlangıçta yeni doğmuş bebeğe bir sosyal kaynak işlevi görerek “birlikte varoluştan” “birey olarak varoluşa” geçiş sürecinde ihtiyacı olan güvenliği, yönelimi ve rehberliği sağlar.
Bebeğin bu ilk toplumsal gelişimini etkileyen en önemli süreç bağlanma sürecidir.Bağlanma,bebeklerle ebeveynler arasında duygusal olarak olumlu ve karşılıklı yardım edici bir ilişkinin kurulmasını belirtir.Bu ilişki sağlam kurulduğunda,ebeveynler kendilerini bebeklerine uydururlar ve bebeklerde ebeveynlere gereksinmeleri hakkında ipuçları verirler. Bağlanma, her iki tarafın da birbirlerinin gereksinimlerini karşılamasına bağlı olarak gelişen bir süreç olduğu için iki taraflı bir ilişkidir.

Anne bebek bağlanmasının bebek daha annenin karnında iken başladığı bilinmektedir ancak bu temel bağlanma bebek doğduktan sonra daha büyük bir önem kazanır..

Anne- bebek bağlanma süreci aşamalar halinde gelişmektedir;

1.GEBELİK : Doğum öncesi inançlar,planlama,gebeliği kabul
2.DOĞUM : Doğuma hazırlanması,emosyonel durum
3.POSTPARTUM : Bebeği görme,dokunma ve bakım verme

Anne fetüs bağlanması anne ve bebeğin sağlığı üzerinde önemli rol oynar. Anne gibi baba da gebelik süresince,bağlanma davranışları geliştirir. Eşiyle birlikte gebelik sürecini izleyen baba adayı,doğumdan sonra babalık rolünü kabullenmeye başlar. Bebek de babalık rolünün kabullenilmesinde önemli bir faktördür. Bebeğin iletişim yeteneği, babanın kendisini özel bir kişi olarak algılamasını sağlar.

Bağlanmayı Etkileyen Faktörler ve Bağlanmanın

Psikopatolojisi
Bağlanma süreciyle ilgilenen pek çok kuramcı , kişinin erişkin hayatında diğer insanlarla kuracağı ilişkilerin niteliğini ve insanlardan beklentilerini belirleyenin, bu kişinin yaşamının erken dönemlerinde annesiyle kurduğu bağlanma ilişkisi olduğunu kabul eder. Anne ve çocuğun, özellikle korku dolu duygulanımlar ve stres altındayken birbirlerine sağladıkları rahatlık ve destek bağlanmayı oluşturur. Bağlanma, her iki tarafın da birbirlerinin gereksinimlerini karşılamasına bağlı olarak gelişen bir süreç olduğu için iki taraflı bir ilişkidir. Yenidoğan bebeğin, yaşamını sürdürmeye yönelik olarak beslenme, temizlenmek, ısınmak, korunmak gibi bazı temel gereksinimleri vardır ve bu gereksinimlerinin karşılanması için bir bakıcıya muhtaçtır. Çocuğa bakan kişi ise, anne - baba ya da bakıcı bunu yalnızca bir görev olarak algılamakla kalmaz, bu eylemlerden mutluluk ve tatmin de sağlarlar. Bu etkileşim de onların arasındaki bağı giderek güçlendirir. Ancak, bu bağlanmanın oluşmasında bebeğin bazı davranışları özellikle etkili olur. Emme, sokulma/uzanma, göz teması, gülümseme, ağlama,yakalama refleksi, bebeğin başlıca bağlanma davranışlarıdır.

Doğumdan sonraki ilk dakika ve saatler anne ve babaların bebekleri ile yakın temasta olması gereken çok hassas bir dönemdir. Doğumu takiben ilk 60-90 dakikalık dönem en duyarlı süre olduğu için duyarlı dönem boyunca anne ve bebeğin ayrı kalmamaları ,bebeğin gelişmesini ve annenin davranışını olumlu etkiler. Babalar ancak, doğumdan sonra bebeğine bakma ve sevme duygusunu geliştirebilirler.Doğumdan sonra babanın bebeğiyle duygusal ilişki kurabilmesi için fiziksel temasta bulunması gerekir.Ebeveynler ve bebek arasında gelişen bu ilişki bebeğin fiziksel, psikolojik, entelektüel gelişimini derin bir şekilde etkileyerek ,yaşam boyunca etkinliğini sürdürür.

Ana babalar da bebekleriyle etkileşimlerinde bireysel farklılıklar gösterir.Araştırmalar bebekleri bir yaşındayken en iyi uyumu gösteren iyi uyumlu annelerin kişiliklerinde farklılaşmalar olabileceğini, ancak ortak noktalarını sorumluluklarına yaklaşım tarzları olduğunu bulmuşlar, bu anneler çocuk merkezli olmaya eğilim gösteriyor ve duygusal olarak da bebekleriyle ilgili görünüyorlardı . Çocuk odaklı bakım, ana-babaların uygun eyleme karar verirken bebeklerinden aldıkları ipuçlarına güvendikleri daha kendiliğinden olmaya yönelik bakımdır.Çocuk odaklı bakım bağlanmayı olumlu etkiler.

Bebeğin görünüm özellikleri çekici olduğu ve sevecenlik uyandırdığı için insanlar onlara olumlu tepki verir.Bebeğin bedeninin görünüşü ve hareketleri yetişkine bebeğin çaresiz ve bağımlı olduğu duygusunu verir,bu etkenler yetişkinin bakıcı tepkisini uyarmaya yardımcı olduğu için bağlanmayıda etkiler.

Bebeklerin gelişimsel ilerleme hızı,bebekle etkileşimli oyunlar da ana babaları pekiştirdiği için bağlanmaya katkıda bulunur.

Bağlanma sürecini olumsuz etkileyebilecek etkenler ise şöyle tanımlanabilir : Anne babalar ile çocuk arasındaki ilişkiyi tehdit edebilecek faktörlerden birisi aşırı ağlamadır.Bazı bebekler öyle olağandışı davranırlar ki ,ana babalar ipuçlarını yorumlamayı ya da zamanları ve sabırları üzerindeki aşırı istekleri karşısında soğukkanlılıklarını korumayı sonderece güç bulurlar.Bebekteki bu davranışlar ana baba – bebek ilişkisinin bozulmasına neden olabilir.

Bazen ana babalar, görünümlerini bozan ciddi bedensel kusurları olan bebeklerle başa çıkamazlar. Çoğu zaman, onları terk etmekten, yalnızca çok az bakım vermeye kadar değişik yollarla bebeklerini reddedebilirler. Ebeveynin bebeği reddetmesi bedensel kusurlar dışında başka nedenlerle de görülebilir. Reddedilme her çocuğu etkiler, ama ne kadar etkileyeceği çocuğun duruma olan tepkisine bağlıdır. Bir çocuk davranış sorunları ve alınganlık geliştirebilir, bir başkası diğer ebeveyni ile güçlü bir ilişki kurmayı deneyerek durumu dengeleyebilir.Ancak, nedeni her ne olursa olsun, anne-bebek bağlanmasında yaş anan kesilmeler ve aksamalar bebeğin hem içinde bulunduğu dönemde, hem de sonraki yaşantısında bazı psikolojik zorlanmalar yaşamasına, kimi zamanda psikopatoloji tablolarının ortaya çıkmasına neden olabilmektedir.

Çocukluk döneminde yaşanan ruhsal rahatsızlıklar, genel olarak üç başlık altında toplanır ki, bunlar; bebeklik depresyonu, ayrılma bunaltısı bozukluğu ve tepkisel bağlanma bozukluğudur.

Bebeklik depresyonu: Anne-bebek ilişkisinin kısa ya da uzun süreli kesilmesine bağlı olarak iki önemli hastalık tablosu halinde tammlanmaktadır, kısa süreli anne yoksunluğu (anaklitik depresyon) ve uzun süreli anne yoksunluğu (psi-şik hospitalizasyon).Annesi ile görüşmeyen çocuklar anneden ayrılık süreci uzadıkça (bir hafta, bir ay, üç ay gibi) bebeklerin hem ruhsal, hem de davranışsal alanda kayıplar yaşamaya başlarlar. Bu çocuklar giderek çevresindeki uyaranlara daha az tepki vermeye başlar,onlarla ilgilenen insanları umursamamakta, neşeli, güler yüzlü hallerinin yerini küskün bir tavır almakta, giderek kilo kaybının ve yitiminin de başladığı bir sürecin içine girilmektedir.

Ayrılma Anksiyetesi Bozukluğu: 1-3 yaşları arasındaki çocuklarda sıklıkla görülen bir durumdur.Bağlandıkları kişiden ayrıldıklarında kendilerinin ya da bağlandıkları kişilerin başlarına kötü bir şey geleceğine ilişkin sürekli ve aşırı bir kaygı yaşarlar. Bu bozukluğu olan çocuklarda kaybolmaktan, ebeveynlerine bir daha kavuşamamaktan korkmak gibi belirtiler görülür. Tek başına bir yere gitmek ya da evden uzaklaşmak istemezler, zorunlu kaldıklarında huysuzlaşırlar. Okula gitmek, kampa katılmak gibi evden uzaklaşmasına neden olan her şeye karşı tepkilidirler.

Bebeklik ya da Küçük Çocukluk Döneminin Tepkisel Bağlanma Bozukluğu: Bu bozukluğun genel özellikleri;5 yaşından önce başlaması ve çocuğun gelişimine uygun olmayan bir şekilde uygunsuz toplumsal ilişkiler kurmasıdı r. Toplumsal etkileşimlerde ve ilişki kurmada yetersizlik göze çarpan bir özelliktir, bu durumda çocuk rahatlatılma çabalarına direnç gösterebilir, kaçıngan bir tavır ya da donuk bir uyanıklılık sergileyebilir. Eğer bir bakım evindeyse, bakım evine karşı karışık duygulanımlar göstermesi olasıdır. Öte yandan bu bozukluğa sahip çocuklarda uygun seçici bağlanmalar görülmez ve bunların yerine belirli dağınık bağlanmaların varlığı dikkat çekicidir.

Başarılı bağlanmanın sonraki gelişime katkıları

Yapılan araştırmalarda bebekliklerinde güvenli bağlanan çocukların iki yaşında,güvensiz yaşıtlarından daha mutlu,daha istekli ve sorun çözmede daha iyi olduğu saptanmıştır.Bir çocuğun konuşma ve konuşulanı anlama yeteneğinin,bebeklerin büyükleriyle etkileşim aracılığıyla geliştirdiği daha önceki sözel olmayan yeterliliklerden doğduğu ileri sürülmüştür.

Annelerin bebeklerinin işaretleri karşısındaki sorumluluğu,bebeğin iletişiminin ve toplumsal yeterliliğinin gelişimi için yaşamsal öneme sahiptir.

Erikson’un Kuramı
İlk toplumsal gelişimi konu alan en kapsamlı kuram Erikson’un kuramıdır.Erikson’a göre sonraki bütün kişilik gelişimi ve uyumu daha önceki gelişimden ve uyumdan evrimleşir ve ilk yaşantılar bir kişinin gelecekteki kimliğini kolaylaştırır.Erikson doğumdan ölüme kadar her birine özel bir psikolojik bunalımın eşlik ettiği sekiz evrelik bir sıralamadan bahsetmektedir.

İlk iki evre bebek ve küçük çocukla ilgilidir.

Güvene karşı güvensizlik : Bu evrede bağlanma ve duygusal yakınlık önem taşımaktadır.Bağlanmanın temeli burada atılır. Bağlanma ilk olarak fizyolojiktir. Anne, çocuğu karşılık beklemeden besler, çocukta bağlanma gerçekleşir. Aynı zamanda güvenin temeli de bu dönemde atılır. Güven için en önemli unsurlar; tutarlılık ve kestirilebilirliktir. Annenin davranışları kestirilebilirse çocuk Dünyaya güvenle bakar. Fakat anne tutarsızsa ve davranışları kestirilebilir değilse çocuk tedirgin, her şeyden korkan ve zarar görme endişesi oluşan bir çocuk haline gelir. Çocuk, diğer insanlarla nasıl ilişki içinde olacağını, anneye bakarak öğrenir.Baba ile olan ilişkisini bile anneye bakarak öğrenir.

Özerkliğe karşı utanç : Çocuk iç işlerinde bağımsız olmak isterken, bir yandan da dışarıdan birinin onu denetlemesini, onaylamasını, izlemesini ve geri bildirim vermesini ister. Eylemlerini kendi yapmak ister. Bu duygu ise “özerklik” olarak adlandırılır. Çocuk birey olduğunu hisseder. Kimliğinin sınırlarını çizer. Eğer anne babalar çocuklarına kendi yetenekleri çerçevesinde kendi davranışlarını yönetme olanağı verir ve rehberlik de yaparlarsa çocuklar sağlıklı bir özerklik duygusu geliştireceklerdir.Ebeveynler güvenli ortamda çocuklarına özerkliğini yaşatma fırsatı vermelidirler. Çocuk bireyselleşmenin verdiği duyguyu yaşamalıdır. Bunu yaşamazsa ilk defa bu dönemde çocuğun içine utanç tohumu atılır. Çocuk, acaba yapamaz mıyım? şeklinde kendi iradesinden kuşkulanır. Sürekli başka birinin onayını bekler, kendi fikirlerine güvenmez.

Bebeklikte atılan temellerin yaşamın sonraki dönemlerinde derin etkileri vardır.


DİLEK KUTLUK
PAYLAŞ
Banner

YORUMLAR:

0 comments: