Bu Blogda Ara

slider

Son Paylaşılan

Navigation

Kilise yapımı plan tipolojisi ve özellikleri

1. Bazilikal planlı Kiliseler İçi iki sütun dizisi ile üç nefe ayrılmış, bunlardan ortadaki yandakilere oranla daha geniş tutulmuştur. Doğu ucunda ise yarım yuvarlak bir biçimde dışarı taşan apsis bulunur.
Batı yönünde de narteks adı verilen bir hol vardır. Bunun iki yanındaki merdivenlerden yan neflerin üstünde yer alan ve kadınlara ait olan galerilere çıkılır. Bir bazilikanın üstü, çift meyilli ve kiremit kaplı ahşap bir çatı ile örtülü olurdu. Bu basit ve yalın kilise tipi, Hıristiyanlığın özellikle ilk yıllarında ve Bizans sanatının ilk döneminde hayret verici derecede tutulmuş ve çok sayıda örnekleri inşa edilmiştir. İstanbul’daki 461 tarihli Studios Manastırı Kilisesi, Efes Meryem ana Bazilikası, Demre Aziz Nicolaus Kilisesi 2. Merkezi planlı Kiliseler Yuvarlak bir ana mekan oluşturacak biçimde inşa edilen bu binalarda mekanın üstü, yapının bütününü kaplayan bir kubbe ile örtülmüştür. Bu tipin en yalın örneğinde kubbe, sekiz köşeli bir plana göre inşa edilen dış duvarlara oturur. Kaynağını ilkçağ sanatının türbe ve hamamlarından alan ve Hıristiyan mimarisi tarafından özellikle anı yapılarında kullanılmak üzere benimsenen bu tipin güzel bir örneği, İstanbul’da bugün Küçük Ayasofya Camii adını taşıyan eski Sergios ve Bakkhos Kilisesi’dir. İmparator I. Justinianos tarafından 526-530 yıllarında yaptırılan bu yapının dış duvarları, pek düzgün olmayan bir kare oluştururlar. 3. Kubbeli Bazilikalar Bizans mimarisi iki ayrı tipi, bazilika ve merkezi planı birleştirerek yeni bir mekan yaratmaktan da geri kalmamış, bunun sonucunda 5. yüzyılın sonlarına doğru kubbeli bazilika denen tip doğmuştur. İlk örnekleri Anadolu’da yapılan kubbeli bazilikaların en görkemlisi ise, İstanbul’daki Ayasofya’dır. 2. Teodosyos tarafından yaptırılan ikinci kilise 532 yılında yanmış, bu kilisenin yerine Justinianos’un emri ile 537 yıllarında yaptıkları bu günkü Ayasofya, kubbeli bazilika tipini açık bir biçimde ortaya koyar.16. yy da Mimar Sinan tarafından payandalar eklenmiş. 4. Haç planlı Kiliseler 8. yy dan başlayarak Anadolu’da ve özellikle İstanbul’da yapılan kiliselerde bu plan uygulanmıştır.Orta mekanın üzeri dört payenin taşıdığı bir kubbe ile örtülür.Kubbenin dört yanında tonozlarla örtülü bir birine eşit mekanlar haç kollarını oluşturur. iki şekilde görülür. Yunan Haçı Planlı ve Latin Haçı planlı. İkonoklasma’nın 842’de ortadan kalkması ile başlayan Orta Dönem Bizans sanatında, Yunan Haçı planı, bu dönemde mimari tiplerin başında gelmekte, hatta uzun süre tek mimari tipi oluşturmaktadır. Bu tipin bu denli önem kazanmasının altında, kilisenin İkonoklasma’ya karşı kazandığı zaferden duyulan coşku ve bunun itici gücü ile Hıristiyan sembolizminin bir anda sanat dünyasını kaplaması yapmaktadır. Aya İrini, Kariye manastırı,Kalenderhane Camii,Gül cami,Zeyrek cami bu planda yapılmış kiliselerdir. Latin Haç plan Anadolu’da fazla görülmez. Efesteki St Jean kilisesi buna örnektir. 5. Dehlizli Plan Son Bizans döneminde İstanbul’da yeni bir mimari tipin doğduğunu ve bunun 1284-1294 yıllarında yapıldıkları bilinen üç kilisede uygulandığını görmekteyiz. Bu yapılar, fetihten sonraki adları ile Koca Mustafa Paşa Camii, Fenari İsa Camii ve Fethiye Camii ana binasıdır. Bu planın orta dönemin gözde tipi Yunan Haçı ile hiçbir ilgisi yoktur. Çünkü naos kısmında dört kemer üzerine yükselen bir kubbe bulunmakta ve orta mekan bu kare alanın altında kalmaktadır. Bu orta kısmı, üç yandan at nalı gibi saran basık tonozlu dehlizler çevreler. Bu yüzden bu plana kısaca Dehlizli Tip denir. DEĞERLENDİRME:(DETAY) Klise plan tipleri özelliklerin göre kendi içersinde farklı tipler oluşturabilir: 1)Kapalı Yunan Haç Plan Tipi Bizans mimarlığında kullanılan bir kilise plan tipi. Merkezi bir kubbeli mekana dört yönden açılan tonozla örtülü dört koldan köşelere yerleştirilmiş dört tane kubbeli ya da tonozla örtülü mekandan oluşur. Kökeni henüz aydınlanmamıştır. En eski örneği büyük olasılıkla Side'de bulunmaktadır. 9. yy'dan sonra hızla yaygınlaşmış, standart kilise planı haline gelmiştir. İstanbul'da Zetrek camisi (Pantokrator manastırı kilisesi) nin güney bölümü kapalı Yunan haçı plan tipine örnek olarak verilebilir 2)Açık Yunan Haç Plan Tipi Eşit kollu bir haç biçiminde plan tipi. Antik Roma'dan beri kullanılan bir plan şemasıdır. Haçın kolları Tonoz ya da çatı örtülüdür. Kesişme alanında ise, genellikle bir kubbe yer alır. En erken örneklerinden biri, Antakya'daki Aziz Babylas Martyrionudur (379) Orta ve geç Bizans dönemlerinde pek görülmez. 3)Yonca Yapraklı Plan Tipi Bizans mimarlığında kullanılan bir kilise planı tipi. Merkezi bir kubbeye dört yönden eklemlenmiş yarım daire planlı, yarım kubbe örtülü dört ögeden oluşur. Tipin kökeni Roma dönemine dek uzanmaktadır. Bizans mimarlığının tüm dönemleri boyunca kullanılmakla birlikte, son dönem Bizans mimarlığında büyük bir ağırlık kazanır. Palailogoslar çağının en fazla uygulanan kilise tipidir. İstanbul'da Heybeli ada'da bu tipin ilginç bir örneği olan Panaghia kilisesi bulunur. Fener'de bulunan bir diğer örnek ise, (Panagliotissa) eklentilerle bozulmuştur. 4))Bazilika Plan tip(detay) Hıristiyan bazilikaları, boyu eninden uzun, geniş dikdörtgen salonlardır. Her iki yanda, orta bölmeden sütun dizileriyle ayrılan daha dar ve alçak bölmeler vardır. Topluluğun bir araya geldiği ortadaki önemli salona orta nef, daha alçak olan yan bölmelere de yan nef veya kanat adı verilir. Bazilikaların çoğunda orta nef, ağaç kirişlerle yüksek biçimde; yan nefler ise basık biçimde örtülmüştür. Dipte toplantı ya da ayinin yöneticisinin durduğu (apsis) adı verilen yarım daireli boşluk vardır. Apsisin önünde ise koro alam bulunmaktadır. Yarım daire biçimli apsis boşluğunun üzeri, taştan yarım kubbe ile örtülüdür. İtalya, Anadolu, Yunanistan, Mısır, Filistin ve Suriye gibi, o günkü Bizans toprakları içinde olan ülkelerde pek çok sayıda bazilikalar yapılmış, birçoğu bu güne kadar gelebilmiştir. vI. yy.da bazilikaların üzeri tahta çatılar yerine tonoz kemerler ya da kubbelerle örtülmüştür. Kubbeli bazilikaların en görkemli örneği İstanbul'daki "Ayasofya"dır. Bu eser dikdörtgen plân üzerine oturmuştur. Bunun batısına yerleştirilen narteks, yani giriş bölümü vardır. Narteksin önüne de bir atrium (iç avlu) gelmiştir.Ayasofya'nın dış yüzeyindeki tuğlaları sıvalıdır. Yine tuğla ile örülen kubbeler kurşunla kaplıdır. İç duvarlar, payandalar ve zemin çeşitli mermerlerle; tonoz ve kubbeler ise mozaiklerle kaplanmıştır. 1453'den sonra cami olarak kullanılan Ayasofya, 1933’ten sonra müze hâline getirilmiştir. Bizans dinsel mimarisinin en önemli yapı tipi, bazilikaların geliştirilmesiyle oluşan kiliselerdir. Bizans kiliseleri yapıldıkları plan tiplerine göre aşağıdaki şekilde incelenebilir: ((Prof. Dr. Mehmet Zeki İBRAHİMGİL'in Tipolojisi) 1)Merkezi planlı kiliseler: Kare ya da çokgen planlı olarak yapılan bu yapılar, iç görünüşleri ile yuvarlak bir mekân etkisi bırakır. İlk Çağ mimarisinde daha çok kullanılan bu yapı tipine İstanbul’daki Küçük Ayasofya (Sergios Bacchos) Kilisesi örnek verilebilir 2)Kubbeli bazilikalar: Bazilika ve merkezî plan tipi birleştirilerek yapılan bu yapılarda naosun üzeri büyük bir kubbe ile örtülmüştür.Kubbeli bazilikaların tüm özelliklerini yansıtan örnek İstanbul’daki Ayasofya (Hagia Sophia)’dır. 3)Helenistik bazilikalar: Bu plan tipindeki bazilikaların içi, sütun dizileri ile neflere ayrılmış dikdörtgen salonlardır. Ortadaki nef yan neflerden daha yüksek tutulmuş, doğu yönünde ise ayinlerin yönetildiği yarım kubbe ile kapatılmış bir bölüm yer almıştır. Bu tipe örnek olarak İstanbul Studios Manastır Kilisesi (İmrahor İlyas Bey Camisi), Demre (Antalya) Aziz Nicolaus Kilisesi ve Efes (İzmir) Meryem Ana Bazilikası sayılabilir. 4)Haç planlı bazilikalar: 8. yüzyıldan başlayarak Anadolu’da ve özellikle İstanbul’da yapılan kiliselerde bu plan uygulanmıştır. Bu plana göre yapılan yapılarda orta mekânın (naos veya orta nef) üzeri dört fil ayağının taşıdığı bir kubbe ile örtülüdür. Kubbenin dört yönünde tonozlarla örtülü birbirine eşit mekânlar haç kollarını oluşturur.Haç planlı bazilikalar arasında İstanbul’daki Hagia Eirene Kilisesi (Aya İrini), Khora Manastırı (Kariye Camisi), Hagia Thekla Manastırı (Atik Mustafa Paşa Camisi) ve Lips Manastırı (Fenari İsa Camisi) sayılabilir.Haç planlı bazilikalar arasında İstanbul’daki Hagia Eirene Kilisesi (Aya İrini), Khora Manastırı (Kariye Camisi), Hagia Thekla Manastırı (Atik Mustafa Paşa Camisi) ve Lips Manastırı (Fenari İsa Camisi) sayılabilir. PLAN TİPLERİNİDE ETKİLEYEN GENEL BİZANS DİNİ MİMARİSİ: Doğu mimarlığının etkisinde kalarak gelişen Bizans mimarisi, tuğla mimarisidir. Yapılarda malzeme olarak taş bazen de taş ve tuğla birlikte kullanılmıştır. Bizans mimarisi, arada iki duraksama dönemiyle üç ana dönemde incelenir. Bu dönemlerde özellikle Hristiyanlığın simgesi olan kiliselerde farklı plan tipleri ortaya çıkmıştır. Erken Bizans 330-726 Bazilika, Roma mimarisinde, ufak ticari anlaşmazlıkların çözümlendiği mahkeme salonları olarak kullanılırken Bizans’ta kilise hâline gelmiştir. Bazilika modelli kiliseler, dikdörtgen bir plana göre yapılmıştır. Birbirine paralel sütun dizileriyle bölmelere (nef) ayrılmıştır. Doğu ucunda yarım küre biçiminde dışarı taşan bir apsis, batı ucunda ise narteks adı verilen bir hol bulunur. Narteksin iki yanındaki merdivenlerden yan neflerin üzerinde uzanan ve kadınlara ayrılmış galerilere çıkılır. Bazilikaların çatısı üçgen biçimli ve kiremit kaplı ahşap ile örtülüdür. Bu basit ve sade kilise tipi Hristiyanlığın ilk zamanlarında ve Bizans sanatının özellikle ilk döneminde çok uygulanmıştır. Diğer bir yapı planı ise merkezî plandır. Kare bir mekânın merkez alındığı kilisenin üstü kubbeyle kapatılmıştır. Bizans mimarisinde bazilika ve merkezî plan tipi birleştirilerek yeni bir yapı şekli bulunmuş; 5. yüzyıl sonlarında kubbeli bazilika planı kullanılmıştır. İkonoklast Hareket 726-842 Bizans sanatının ilk dönemi siyasi ve askerî gerilemelerle beraber 726’da ortaya çıkan yasaklı bir dönem geçirmiştir. Bu durum 842’ye kadar sürmüştür. Orta Bizans 867-1204 Orta Bizans Döneminde dış çizgilerin zarif, ölçülerin uyumlu olmasına önem verilmiştir. Yunan haçı modeli, bu dönemde uygulanan mimari planların başında gelir ve uzun bir dönem kullanılmıştır. Bu modeldeki binalar, Yunan haçı biçimindedir. Orta nef, taşıyıcı dört sütun üzerine yerleştirilmiş ve bir kubbeyle örtülmüştür. Kubbenin dört tarafı tonozlarla örtülü mekânlarla kapatılarak haç kollarını oluşturur. Başlangıçta kaba ve ağır bir görünüşe sahip olan Yunan haçı planı, sonradan geliştirilerek iç çizgilerin incelmesiyle daha zarif bir görünüş almıştır. Latin İstilası 1204-1261 842’den sonra başlayan Orta Bizans Dönemi sanatı, 1204’te Bizans’a yapılan Haçlı Seferleri’nin sonunda İstanbul’u ele geçiren Latinlerin burada bir Latin İmparatorluğu kurmalarına değin sürmüştür. Bu dönemde Bizans sanatı, özgünlüğünü yitirmiş ve kilisenin hâkimiyeti altında katı kurallara boyun eğmek zorunda kalmıştır. Son (Geç) Bizans 1261-1453 Geç Bizans Dönemi kiliselerinde uygulanan planda, naos bölümünde dört kemer üstünde yükselen bir kubbe bulunmakta ve orta mekân bu kare alanın altında kalmaktadır. Orta kısmın etrafında üç taraftan onu bir at nalı gibi saran basık tonozlu dehlizler uzanmakta ve bu yüzden de bu plana “dehlizli kilise” adı verilmektedir SON OLARAK PLAN TIPOLOJİLERİYLE BİRLİKTE GENEL OLARAK HRİSTİYAN VE BİZANS SANATI: (prof.Dr. Mehmet Zeki İbrahimgil) Erken Hristiyan Sanatı Hıristiyanlığın gizli gizli yayılmaya başladığı MS 1. yüzyıl ile çeşitli ülkelerce resmî din olarak kabul edildiği MS 4. yüzyıla kadar geçen süre içinde ortaya çıkan sanata Erken Hristiyan sanatı denir.Erken Hristiyan sanatı, Roma sanatı ile ilişkilidir ve Romalıların egemen oldukları topraklarda (Anadolu, Yunanistan, Mısır, İtalya gibi) ortaya çıkmıştır. Hıristiyanlığın ortaya çıktığı ve gizli gizli yayıldığı yıllarda, putperest Romalıların baskısından kaçan ilk Hristiyanlar, çeşitli bölgelerde (Anadolu, Roma) toprak altını oyarak yer altı kentleri yapmışlar ve buralarda saklanarak yaşamlarını sürdürmüşlerdir. İlk Hristiyanların sığındıkları bu yer altı mezarlarına katakomp denir. 4. yüzyıldan sonra yerlerini kiliselere bırakan katakomplar dinsel ziyaret yerlerine dönüşmüştür. Mimarlık alanında ilk Hristiyanların yaptıkları diğer önemli bir tür de yer altı kentleridir. Anadolu’da Kapadokya yöresi (Nevşehir, Niğde, Aksaray, Kayserinde bu kentlerin en önemlileri Derinkuyu ve Kaymaklı yer altı kentleridir. Bu yer altı kentleri çeşitli dehlizlerle birbirine bağlı yer altı katlarından oluşmaktadır. Kapadokya yöresinde yaşayan insanlar yeni binalar kurmak yerine, kayaları oyarak çeşitli mekânlar oluşturmuşlardır. Bunun nedeni, ana malzeme olan “tüf” taşının kolay işlenmesidir. Ayrıca insanların Hristiyanlığın ilk dönemlerinde putperest Romalıların baskılarından kaçıp saklanma gereğini duymaları da bu konuda etkili olmuştur. MS 1. yüzyıldan sonra katakomplarda yaşayan ilk Hristiyanlar, bu yapıların duvarlarını Hristiyanlıkla ilgili çeşitli resimlerle süslemişlerdir. Ancak üzerlerindeki baskıdan ötürü duygularını, bu resimlere tam olarak yansıtamamışlar; Hristiyanlığın sembolü olan birtakım simgelerle anlatmışlardır. Bu simgelerin en çok kullanılanları; güvercin, tavus kuşu, balık, kuzu, iyi çoban, çiçekli bahçe, gemi motifleridir. İyi çoban motifi, koyunları güden ya da omzunda kuzu taşıyan İsa’yı betimlemektedir. Üzerlerindeki baskıdan ötürü duygularını sembollerle anlatan ilk Hristiyanların ortaya koyduğu bu sanat sembolik bir sanattır. Erken Hristiyan sanatının gelişmesinde Kapadokya yöresinin etkisi oldukça önemlidir. Bu yörede yapılan birçok manastır, kilise, şapel ve evlerin duvarlarına yapılan resimler Bizans resim sanatının öncüleri olmuştur. Kapadokya’daki yapıların duvarları, çeşitli freskolarla süslenmiştir. Bu freskolarda Hristiyanlığın çeşitli konuları, zengin bir tarzda ancak basit şekillerde işlenmiştir. Bir güvercini, dua eden bir figürü gösteren resimlerde estetik kaygıdan çok yeni bir din görüşünü en yalın bir biçimde yansıtma kaygısı ön plandadır. Bu freskolar, daha sonraları konular değişmeden (tekniğin gelişmesiyle) İstanbul’daki çeşitli yapıları süsleyen duvar resimlerinin öncüleri olmuştur. 4. yüzyıldan itibaren Erken Hristiyan resim sanatında gelişmeler olmuş, Hristiyanlıkla ilgili konular serbestçe işlenmeye ve bunun yanı sıra günlük yaşamla ilgili konulara da yer verilmeye başlanmıştır. Bizans Sanatı Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılması (395) ile doğu bölgesine egemen olan Bizans, Orta Çağ boyunca Avrupa’nın ve Hristiyan dünyasının en büyük devletlerinden biri olmuştur. Batı Roma İmparator-luğu’nun çöküşü ile Bizans İmparatorluğu’nun etkisi daha da artmıştır. Bizans İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul (Konstantinopolis)’dur. 313 yılında Milano Fermanı ile Hristiyanlara ellerinden alınan tüm hakların, Roma İmparatoru Konstantin tarafından verilmesiyle birlikte Bizans sanatında önemli gelişmeler olmuştur. Bu tarihten sonra ortaya çıkan sanat Bizans sanatıdır. Bizans sanatı, bir yandan İlk Çağ Roma sanatından diğer yandan da yayıldığı topraklar üzerinde daha önce var olan uygarlıkların (Anadolu, İran, Mısır, Yunanistan, İtalya) sanatından etkilenmiştir. Ancak Bizanslı sanatçılar, tamamen bu uygarlıkların sanatlarını taklit etmemişler, zamanla kendi sanatlarını oluşturmuşlardır. Bizanslı sanatçıların amacı dini ve imparatoru yüceltmektir. Bu nedenle yapıtlarında isim kullanmamışlar ve yapılarda dinsel süslemeye önem vermişlerdir. MS 4. yüzyılda gelişmeye başlayan Bizans sanatı, 6. yüzyılda imparator Jüstinianus (Jüstinyen) Döneminde en parlak zamanını yaşamıştır. 12. yüzyıla kadar süren bu parlak dönem devlet yönetiminin zayıflaması ve toprak kaybedilmeye başlanması ile gerilemeye başlamıştır. Türklerin Anadolu’da ilerlemeleri ve Fatih Sultan Mehmet’in 1453 yılında İstanbul’u fethetmesi ile Bizans İmparatorluğu son bulmuştur. 1. Mimari Dinsel yapılara daha çok önem veren Bizans mimarisinde ana malzeme tuğladır. Tuğla ile taşın birlikte kullanıldığı almaşık duvar örme tekniği de Bizans’a özgüdür. Bizans mimarisi dinsel, sivil ve askerî mimari olmak üzere üç bölümde incelenebilir: Dinsel Mimari Bizans dinsel mimarisinin en önemli yapı türü, daha sonraki kiliselerin öncüsü olan bazilikadır.Roma İmparatorluğu Döneminde çarşı ve mahkeme binalarının bulunduğu bazilikalar, Bizans Döneminde dinsel ibadet yerleri olarak kullanılmıştır. Dikdörtgen biçiminde uzun bir yapı olan bazilikanın içi, iki sütun dizisiyle üç nefe ayrılmıştır. Daha sonra yapılan tüm Hristiyan kiliseleri bu planın geliştirilmesiyle oluşmuşturBir bazilikada şu bölümler bulunur: Apsis, kilisenin doğu duvarı ekseninde bulunan yarım daire şeklindeki çıkıntılı kısımdır. Synthronon, apsisin önünde yarım daire biçimli veya düz sıralar hâlinde yapılan ve din görevlilerinin oturmasına yarayan bölümdür. Bema, sunağın bulunduğu bölümdür. Orta nef (naos), halkın ibadet amacıyla kullandığı ana mekândır. Yan nef, bazilikada orta nefin iki yanında, apsise dik doğrultuda uzanan ve orta neften sütun ya da ayak dizileriyle ayrılan mekânlardan her biridir. tipe örnek olarak İstanbul Studios Manastır Kilisesi (İmrahor İlyas Bey Camisi), Demre (Antalya) Aziz Nicolaus Kilisesi ve Efes (İzmir) Meryem Ana Bazilikası sayılabilir. Haç planlı bazilikalar 8. yüzyıldan başlayarak Anadolu’da ve özellikle İstanbul’da yapılan kiliselerde bu plan uygulanmıştır. Bu plana göre yapılan yapılarda orta mekânın (naos veya orta nef) üzeri dört fil ayağının taşıdığı bir kubbe ile örtülüdür. Kubbenin dört yönünde tonozlarla örtülü birbirine eşit mekânlar haç kollarını oluşturur. Fil ayağı, cami ve kiliselerde büyük kemer ve kubbeleri üzerinde taşımak için ahşap, tuğla ya da taştan yapılmış olan dörtgen ya da yuvarlak kesitli sütunlara verilen addır. Tonoz, bir kemer gözünün kesiksiz olarak derinliğine devam etmesiyle ortaya çıkan yarım silindir biçiminde tavan örtüsüdür. Haç planlı bazilikalar arasında İstanbul’daki Hagia Eirene Kilisesi (Aya İrini), Khora Manastırı (Kariye Camisi), Hagia Thekla Manastırı (Atik Mustafa Paşa Camisi) ve Lips Manastırı (Fenari İsa Camisi) sayılabilir. İstanbul dışında Anadolu’nun değişik yerlerinde de Bizans yapılarına rastlanmaktadır. Bunlar arasında Trabzon Ayasofyası (Trabzon) ve Sümela Manastırı (Trabzon) sayılabilir. Sivil Mimari Kent mimarisi: Bizans kentleri, Roma kentleri gibidir. Kent planlamasında antik kentler ve Roma örnek alınmıştır. Kentlerde, antik çağın özelliği olan ana yollar, meydanlar, forumlar, sütunlu caddeler, zafer takları, dikili taşlar belli bir düzen içinde yer almıştır. Bizans’ın başkenti İstanbul, Bizans kent mimarisini tüm özellikleriyle yansıtmaktadır. Kent merkezinde Augo-usteion (Agustiyon) Meydanı bulunmaktadır. Meydanın bir yanında Ayasofya ve hipodrom, diğer yanında ise büyük sarayının girişi yer almaktadır. Meydanın ortasından I. Theodosius (Teodosyus) tarafından Mısır’dan getirilen üzeri hiyeroglif yazılarla ve gövdesi kabartmalarla süslü I. Theodosius Obeliski bulunmaktadır. Bundan başka kentin çeşitli yerlerinde forum olarak kullanılan meydanlar yapılmış, buralar Çemberlitaş, Kız Taşı, Arcadius (Ar-kadyus) Sütunu gibi dikili taş ve sütunlarla süslenmiştir. Saray mimarisi Bizans imparatorları için yapılan sarayların en tanınmışı, İstanbul’daki Tekfur Sarayı’dır. Surlara bitişik olarak yapılan sarayın için, Narteks, bazilikanın ana mekânına açılan giriş bölümüdür. Bizans dinsel mimarisinin en önemli yapı tipi, bazilikaların geliştirilmesiyle oluşan kiliselerdir. Bizans kiliseleri yapıldıkları plan tiplerine göre aşağıdaki şekilde incelenebilir: Merkezi planlı kiliseler: Kare ya da çokgen planlı olarak yapılan bu yapılar, iç görünüşleri ile yuvarlak bir mekân etkisi bırakır. İlk Çağ mimarisinde daha çok kullanılan bu yapı tipine İstanbul’daki Küçük Ayasofya (Sergios Bacchos) Kilisesi örnek verilebilir (Plan 3). Kubbeli bazilikalar: Bazilika ve merkezî plan tipi birleştirilerek yapılan bu yapılarda naosun üzeri büyük bir kubbe ile örtülmüştür. Kubbeli bazilikaların tüm özelliklerini yansıtan örnek İstanbul’daki Ayasofya (Hagia Sophia)’dır. 537 yılında İmparator Justinianus (Jüstinyanus) tarafından yaptırılan Ayasofya’nın mimarları, Aydınlı Anthemios (Antemiyos) ve Miletli İsodoros’tur. Yapının içi sütun ve paye dizileriyle üç nefe ayrılmıştır. Orta nefin üzeri, dört payenin taşıdığı 31 metre çapındaki büyük bir kubbe ile örtülüdür (Plan 4). Ana kubbeye doğu ve batı yönünden bitiştirilen iki yarım kubbe, iki yönde ana kubbenin basıncını karşılayarak alttaki duvarlara geçişi sağlar. Orta nefin doğu duvarında üstü yarım kubbe ile örtülü olan apsis bölümü vardır. Yapının içi mozaik sanatının en güzel örnekleri ile süslüdür. Helenistik bazilikalar: Bu plan tipindeki bazilikaların içi, sütun dizileri ile neflere ayrılmış dikdörtgen salonlardır. Ortadaki nef yan neflerden daha yüksek tutulmuş, doğu yönünde ise ayinlerin yönetildiği yarım kubbe ile kapatılmış bir bölüm yer almıştır. Bu tipe örnek olarak İstanbul Studios Manastır Kilisesi (İmrahor İlyas Bey Camisi), Demre (Antalya) Aziz Nicolaus Kilisesi ve Efes (İzmir) Meryem Ana Bazilikası sayılabilir. Haç planlı bazilikalar: 8. yüzyıldan başlayarak Anadolu’da ve özellikle İstanbul’da yapılan kiliselerde bu plan uygulanmıştır. Bu plana göre yapılan yapılarda orta mekânın (naos veya orta nef) üzeri dört fil ayağının taşıdığı bir kubbe ile örtülüdür. Kubbenin dört yönünde tonozlarla örtülü birbirine eşit mekânlar haç kollarını oluşturur. Fil ayağı, cami ve kiliselerde büyük kemer ve kubbeleri üzerinde taşımak için ahşap, tuğla ya da taştan yapılmış olan dörtgen ya da yuvarlak kesitli sütunlara verilen addır. Tonoz, bir kemer gözünün kesiksiz olarak derinliğine devam etmesiyle ortaya çıkan yarım silindir biçiminde tavan örtüsüdür. Haç planlı bazilikalar arasında İstanbul’daki Hagia Eirene Kilisesi (Aya İrini), Khora Manastırı (Kariye Camisi), Hagia Thekla Manastırı (Atik Mustafa Paşa Camisi) ve Lips Manastırı (Fenari İsa Camisi) sayılabilir. İstanbul dışında Anadolu’nun değişik yerlerinde de Bizans yapılarına rastlanmaktadır. Bunlar arasında Trabzon Ayasofyası (Trabzon) ve Süme-la Manastırı (Trabzon) sayılabilir. Sivil Mimari Kent mimarisi: Bizans kentleri, Roma kentleri gibidir. Kent planlamasında antik kentler ve Roma örnek alınmıştır. Kentlerde, antik çağın özelliği olan ana yollar, meydanlar, forumlar, sütunlu caddeler, zafer takları, dikili taşlar belli bir düzen içinde yer almıştır. Bizans’ın başkenti İstanbul, Bizans kent mimarisini tüm özellikleriyle yansıtmaktadır. Kent merkezinde Augo-usteion (Agustiyon) Meydanı bulunmaktadır. Meydanın bir yanında Ayasofya ve hipodrom, diğer yanında ise büyük sarayının girişi yer almaktadır. Meydanın ortasından I. Theodosius (Teodosyus) tarafından Mısır’dan getirilen üzeri hiyeroglif yazılarla ve gövdesi kabartmalarla süslü I. Theodosius Obeliski bulunmaktadır. Bundan başka kentin çeşitli yerlerinde forum olarak kullanılan meydanlar yapılmış, buralar Çemberlitaş, Kız Taşı, Arcadius (Ar-kadyus) Sütunu gibi dikili taş ve sütunlarla süslenmiştir. Saray mimarisi: Bizans imparatorları için yapılan sarayların en tanınmışı, İstanbul’daki Tekfur Sarayı’dır. Surlara bitişik olarak yapılan sarayın için de tören salonu, kilise ve oyun yerleri gibi bölümler bulunmaktadır. Sarayın üst katı, imparatorun yaşadığı bölüm olarak düzenlenmiştir. İstanbul’daki Bizans saraylarına diğer bir örnek de Büyük Saray’dır. Su kemerleri ve sarnıçlar: Bizanslılar, kemerli su kanalları yaparak yakın merkezlerdeki su kaynaklarında bulunan suları kentlerine ve yerleşim merkezlerine getirmişlerdir. Roma Döneminde yapılan ve Bizans Döneminde onarılan Valens (Bozdoğan) Su Kemeri ile Trak-ya’daki suların İstanbul’a getirilmesi sağlanmıştır. Bunun dışında İstanbul’daki Mazlum Kemer, Trakya’daki Keçigerme ve Gümüşpınar su kemerleri önemli örneklerdir. Bizanslılar, su kemerleri aracılığıyla kente kadar getirdikleri suları, kent merkezlerindeki sarnıçlarda (yer altı su deposu) ve açık hava depolarında toplayarak borulardan çeşmelere dağıtmışlardır. Bu sarnıçların en önemlisi, içinde 336 sütun bulunan Yere Batan Sarnıcı’dır. Ayrıca İstanbul’daki diğer örnekler arasında Binbirdirek ve Zeyrek sarnıçları sayılabilir. Açık hava depolarına ise Çukurbostan Sarnıcı örnek olarak verilebilir. Askerî mimari Surlar ve kaleler: İstanbul’u çepeçevre saran surlar, Romalılar Döneminde yapılmış Bizanslılar Döneminde onarılmıştır. Marmara kıyısından itibaren Haliç’e kadar uzanan bu surlar, 70 metre aralıklarla tekrarlanan kulelerle güçlendirilmiştir. Kenti çeşitli saldırılara karşı korumak amacıyla yapılan bu surların üzerinde pek çok kapı yer almaktadır. Bunlar; Yedi Kule (Altın Kapı), Belgrad, Silivri, Mevlana, Sulukule, Edirne ve Topkapı’dır. 2. Resim Sanatı (Fresko, Mozaik) Bizanslılarda resim sanatı oldukça gelişmiştir. Hristiyanlığı yaymak için kullanılan resim sanatında en çok mozaik ve fresko tekniği (yaş duvar sıvası üzerine kireç suyunda eritilmiş madenî boyalarla resim yapma tekniği) kullanılmıştır. Bunlardan başka ikonalar (genellikle Meryem ve azizlerin yer aldığı ahşap levha resimleri), minyatürler (kitap resimleri) ve kumaş resimleri de resim sanatı örneklerindendir. Bizanslılar çeşitli kiliselerin, şapellerin, sarayların duvarlarını süslemek için resim sanatından yararlanmışlardır. Resim yaparken teknik olarak mozaik tekniğini yeğlemişlerdir. Çünkü bu tarzda yapılan resimler, bulundukları yapıtlar yok olsa bile yüz yıllarca bozulmayarak varlıklarını korurlar. Orta Bizans Dönemi Resim Sanatı Kiliselerde dinsel betimlemelerin yeniden kabul edilmesinden (842), IV. Haçlı Seferi ile İstanbul’a gelen Latinle-rin istilasına kadar süren Orta Bizans Döneminde, sanat kilisenin yönetimi altına girmiştir. Bu dönemde resim sanatı, kilisenin belirlediği kurallar içinde gelişme göstermiştir. Mozaik ve freskolardaki zengin bezemeli giysiler içindeki figürler, cepheden ve yüzeysel olarak betimlenmiştir. Zemin, altın yaldızlıdır. Düzenlemeler, simetrik ve durağandır. Kişiler belli bir hiyerarşik düzen içinde yerleştirilmiştir. Bu döneme ait resim örnekleri İstanbul’da Ayasofya’da bulunmaktadır. Ayrıca Kapadokya yöresindeki Elmalı, Çarıklı, Tokalı ve Karanlık kiliselerinde de Hristiyan dini ve İsa’nın yaşamı ile ilgili birçok resim örneği vardır (Resim 122). Son Dönem Bizans Resim Sanatı (1261-1453) Bu dönemde resim sanatı, kilisenin katı kurallarından sıyrılmış, canlı ve hareketli bir tarz ortaya çıkmıştır. Bu dönemin mozaik ve fresko örnekleri İstanbul’daki Khora Manastırı (Kariye Camisi)’ndadır. Mozaik ve fres-kolarda İsa’nın doğumu, diriliş, Meryem’in ölümü gibi konular işlenmiştir . Ayrıca İstanbul’daki Fethiye Camisi (Pammakaristos Kilisesi), Trabzon’daki Küçük Ayasofya Kilisesi ve Sümela Manastırı’nda da Son Dönem Bizans resim sanatı örnekleri bulunmaktadır. DOÇ.DR. MEHMET ZEKİ İBRAHİMGİL










PAYLAŞ
Banner

YORUMLAR:

0 comments: