Bu Blogda Ara

slider

Son Paylaşılan

Navigation

Çift başlı kartal

Avrasya bölgesinde pek çok farklı kültür tarafından benimsenmiş tarihsel bir figürdür. Günümüzde Arnavutluk, Karadağ ve Sırbistan devletlerinin resmi bayrağında ve birçok ülkede hala bazı kentlerin ve kimi kuruluşların, armalarında ve amblemlerinde çift başlı kartal motifi bulunmaktadır.
Kökeni

Eski çağlarda Sümerler ve Hititlilerde rastlanır. Sümerler’de Lagaş kentinin simgesi çift başlı kartaldır. Onlardan; Akadlara, Asurlulara, Sasanilere, Bizanslara ve Türklere geçer. Aynı zamanda: Hititlilerde, Büyük krallık döneminde: Hattuşa, Alacahöyük ve Yazılıkaya’da ki kabartmalarda, yine çift başlı kartal görülür.

Anadolu’da durum böyle iken; Orta Asya’da: şamanizm’e göre: yer ile göğün arasındaki çelik kapıyı kartal tutar. İnsanlara gökyüzü ve yeryüzü yolculuklarında; refaket eden varlıklar, kuş şeklindedir. Kartal: kuşlar arasında, ululuk ve yükseklik timsalidir. Bu yüzden; Türkler; kılıç kabzalarında, çift başlı kartal figürü kullanmışlardır.

Çift başlı kartal figürü: ilk kez, MÖ.3000 sonları ve 2000 başlangıcında, mezopotamya’da görülür. Daha sonra ise, bütün Orta Asya’ya yayılmıştır. Daha sonra ise; Anadolu’ya kadar uzanan evrede; çitf başlı kartal, Türk medeniyetleri tarafından, sevilerek kullanılmıştır. Bu kullanımında: pek çok sembolik anlamda yüklenmiştir. Orta Asya’da; çift başlı kartal: nazarlık, tılsım, aydınlık ve güneş sembolü olarak işlenir. Sikkeler üzerinde ise; bazı hükümdarlar arma-sembol, diğer bir kısım hükümdar ise, hükmetme gücünü destekleyen, pekiştiren bir motif olarak kullanılmıştır. Artuklu sikkelerinde ve Anadolu’daki Selçuklu yapılarında kullanılan çift kartal simgesi: surlarda, cami ve medreselerde, saraylarda; koruyucu ve hakimiyet sembolü olarak ve kötü güçlerden koruyucu olarak kullanılmıştır.

Bu arada; çift kartal motifinin, Bizans’lılar tarafından da kullanıldığını görüyoruz. Bu motif, Bizans’ta: devlet ve kilisenin, tek bedende, bir arada tutulup yönetildiğini simgelemekteydi. 14 ncü yüzyıldan itibaren ise, kutsal roma imparatorlarının; hanedan arması, daha sonra ise Avrupa’da soyluluk simgesi olarak benimsenir. Alman, Avusturya-Macaristan ve Rusya imparatorluklarının, devlet armalarında da kullanılır.

Amerika Metropolitan Müzesinde görülen, bir taş oyma çift başlı kartal kabartması; Konya İnce Minareli Medreseden çalınarak götürülmüştür.

Sonuç olarak; çift başlı kartal figürü’nün Orta Asya’dan çıktığı söylense de, Türkler’in Anadolu’ya yerleşmeden önce, Anadolu’da kullanılıyor olması da ilginçtir. Ululuk ve hakimiyeti temsil ettiği kesin olmakla birlikte, çıkış kaynağı konusunda tam bir fikir birliği yoktur. Ama; günümüzde, bir kısım ülkenin bayraklarında da, çift başlıklı kartal figürü kullanılmaktadır.

TÜRKLÜĞÜN HAKİMİYET SEMBOLÜ: ÇİFT BAŞLI KARTAL

Şamanizme göre; yer ile göğün arasındaki çelik kapıyı tutan kartal.

Orta Asya Türk inancına göre, insanlara gökyüzü ve yeryüzü yolculuklarında refakat eden koruyucu varlıklar kuş şeklindedir. Yükseklik, ululuk timsali kartalın, kutsal sayılması Altay kaya resimlerinden bellidir. Türkler kılıç kabzalarında bozkurt, at ve çift başlı kartal kabartma figürlerini kullanmışlardır.


Orta Asya inanışlarında ve şamanist eski Türkler de “Kartaldan türeme” inancı oldukça yaygın görülmektedir. Bu inanış efsanelerde de kendini gösterir ; Yakut Türklerinde rastladığımız bu efsane şamanın kartaldan türediğine dairdir. Yakutların, uzun direklerin tepesine çift başlı kartal yontusu koydukları biliniyor.

Ayrıca Attila’nın ordusunun sancağı üzerinde Bozkurt ile beraber kartalında var olduğu biliniyor.

Bu figür Anadolu yerleşimlerinde de kullanılmış olup bunun en güzel örneklerini Hititler’in Alacahöyük ve Yazılıkaya’daki çift başlı kartal kabartmalarında görmekteyiz.

Selçuklu Devleti de çift başlı kartal sembolünü kullanmıştır. Ayrıca Oğuz boylarının ongunlarının yırtıcı kuşlar olması da dikkat çekicidir. Türk halılarında en çok kullanılan canlı figürü kartaldır.Selçuklular zamanında yapılan Döner Kümbet(Kayseri), Hüdavent Hatun Türbesi(Niğde), Çifte Minareli Medrese (Erzurum), Yedi Kardeş Burcu(Diyarbakır) gibi mimari eserlerde çift başlı kartal figürü kullanılmıştır.

Çift başlı kartal güç ve kudretin sembolüdür. Doğunun ve batının hakimiyetini sembolize eder.

Çift Başlı Kartal sembolünü, Türkler Orta Asya kültüründen göçler ve fetihler sayesinde tüm Dünya’ya taşımıştır.

Türklerde Kartal ve Çift Başlıklı Kartal Tamgası

Türklerde “Kartal tamga”sının (sembol-amblem-motif-yanış) menşei, türeme efsanelerine kadar dayanmaktadır. Kartal, güç ve kudretin sembolü doğu ve batı hakimiyeti, dünyevi ve uhrevi dünyayı simgelemesine rağmen köken inançlarına da ulaşmaktadır.

Yakut (Türklerinin) bazı soylu boylarının kartaldan türediği bilinmektedir. Bunun yanı sıra Teleüt (Türklerinin) bir kara kartaldan, Yurtas (Türklerinin) ise beyaz başlı kartaldan türediklerine inanılırdı. Türk hükümdar sülalelerinden bazılarının kartal yuvasında doğduğu da bilinmektedir(Mesela Şato Türklerinin hükümdarları). Nitekim güçlü Şamanların kartal yuvasında büyüyüp terbiye aldığı Şaman efsanelerince tasdik edilmektedir1.

En eski Türk inançları izlerini devam ettiren Doğu Sibir deki Yakut/Sahalar ile Altaylılar’ ın, Kam (Şaman) dinine göre: Güneş, Ay ve bütün Gökyüzü’nün yaratıcısı olan iyilik ilâhı ÜLGEN’ in yedi oğlundan beşincisi, gökyüzünde yaşayan KARTAL’dır. Kırgızların Er-Töküş Destanı’nda ise, Alp-Karakuş (Kartal), Dünyanın Ortasındaki Kaf Dağı’nda (Kafkasların 5633 m.lik en yükseği, daimî-buzlu “Mengü-Tav”/Alburuz’ da) bulunan ve başı Göklere ulaşan Uluçınar’ın tepesindeki Yuvası’nda, yaşamaktadır. Başkır/Başkurtlar’ın inancında, (İran edebiyatında, “Simurg” diye bilinen ve Zümrüd-i “Ankaa” da denen) “Semrük” adlı çiftbaşlı kuşun, bir başı kişi (insan) gibi olup, kişi, dilince konuşur. Semrük, “mengü-suyu” (Âb-ı Hayât) içtiğinden, (hiç) ölmez; Kafdağı’nın tepesinde yaşar, Göller’de bulunan, (insanlara zarar veren) ejderhaları kaparak getirip, Kaf dağına atar (öldürür).2

Sibir ve Altaylardaki Kam/Şamanlar, “Kartal Ana dan doğmuş” sayıldığından, O’nun korumasındadırlar. Bu yüzden Kamlar in dış giysilerinde ve din törenlerinde (Mevlevîlik ile Bekta­şîlikteki “Semâ/Semah” gibi) çalarak oynadıkları davulları (Tüngür/Bar)’nın üzerini, büyük kartal tasvirleriyle bezerler. Yakutlar ve komşuları Dolganlar’ın, köyleri ile (seyrek kurulmuş) keçe çadırları yanında, dikilen dört köşeli direklerin tepesinde, koruyucu timsali olarak, tek başlı ve genelde çift başlı kartal şekilleri bulunurdu. M.Ö. 3. bin sonlarından kalan Altaylardaki Kurot Kurganında bulunan iki kabirde, bir “Kartal Pençesi”nin varlığı da, Kartalların Türk Kültüründe ne kadar eski olduğunun kanıtıdır. Yine, Doğu Altaylardaki Ursul ırmağı kıyısında, M.Ö. IV.-III. Yüzyıllardan kalma Başador Kurganı’ndaki, kaplan resimleri ile süslü bir tabutta bulunan, üzeri yaldızlanmış bir ağaç kartalın varlığı da, aynı inançtan geliyor3.

L. Sternberg’in malumatına göre Teleüt Türklerinde Ay, kuzeyin (dolayısıyla soğuğun), Güneş ise güneyin (dolayısıyla sıcağın) sembolüdür. Gök kartalının sol kanadı Ay’ı, sağ kanadı ise Güneş’i tutmaktaydı. 4 Güneş’in, Türklerin çok sevdiği kartalla simgelenmesi de hayat-ölüm ikili karşıtlığında Güneş’in hayat bloğunu temsil ettiğini gösterir. Bu sebeptendir ki Türk düşüncesinde hükümdarlar, Güneş’e benzetilmişti: Milleti doyurmak, giydirmek ve korumak onları Güneş olarak vasıflandırmaya olanak sağlamıştır. Türk düşünce tarzının bediî yansıması olan Kutadgu Bilig’de doğan Güneş hükümdarın, dolunay da vezirin simgesidir. Kutadgu Bilig’in sembolik kahramanları olan Kün-Toğdı adaleti, doğru yasayı, Ay-Toldı kutu temsil eder. Yazarın da verdiği anlamdan görüldüğü gibi adalet tıpkı Güneş gibidir, küçülmez, parlaklığını kaybetmez. Güneş’in burcu olan Arslan da gökteki yerini değiştirmez. Mutluluk ise tıpkı Ay gibi değişken ve oynaktır. Ay gökte büyür, küçülür, yerini değiştirir, burcu Akrep de evrende oynar, insanları sokar.5

Kutadgu Bilig, yazıldığı dönemde Ay merkezli inanç sisteminin yerini Güneş almıştır ve Güneş’in hükümranlık simgesi olması, adaleti temsil etmesi de buna göredir. Bu dönem Uygurlarında da kağanın simgesi Güneş’tir. Geç dönem Orta Asya Timuriler sarayında ve yapıtlarında aslan resimlerinin geniş yer alması da Güneş mitinin ağırlık kazanması ile bağlantılıdır.

Orhun-Yenisey yazıtlarında, “Tengriden kut almış”, ifadesi zamanla Uygur kağanlığı döneminde, özellikle Uygurların beşinci kağanından sonra (789–840) Güneş’ten ve Ay’dan kut almış olarak tanımlanmaktadır. Bu durum Güneş’in hükümranlık simgesi olması ile birlikte kut verici olduğunu da kanıtlar durumdadır. Ayrıca Uygurların kabul ettikleri Mani dininin de etkisi Güneş ve Ay kültünün ön plana çıkmasını sağlamış olabilir.6 Güneş ve Ateş kültü, tüm Türk boylarında önemli izler bırakmıştır. Sibirya’dan Karadeniz’in kuzeyi ve Kafkas dağlarına kadar medeniyetlerinin derin izlerini bırakmış Skyth/İskit Türkleri ile Balkanlarda ve Helen öncesi Mora, Teselya, Makedonya bölgesinde yaşayan Türk kökenli halklardan Pelasg’lar antik Helen efsanelerini etkilemişlerdir. Türkistan’dan Balkanlara Türk Dünyasındaki, “ocağın-ateşin- sönmesin” dileği, Kafkas Turan boylarında da mevcuttur.

Örneğin, Adigelerde “Mefehu Apşi” (Ateşin yansın), Abazinlerde “Wulağua Yımçaraağat” (dumanın sönmesin), Gelin odasına da kimi zaman “Maf’e Wune” (Ateş odası) denmiştir.7 İskitlerin torunlarından Abhazlar’daki, “Abrıskil (Brıtskil) Nart destanı” ateş kültünün en tanınmış örneklerindendir. Abrıtskil isimli kahraman, insanları devlerin saldırılara karşı korumak için ateşi, elde etmek ister. Fakat ateş, Kafkasların yüksek volkanik dağlarındadır. Buralarda Daw (dev) ler barınır. Apsıwa halkını zaman zaman basar ve öldürürler. Abrıskil (Brıtskil) , ateşi uçarak elde edeceğini düşünür. Kartal kanatlarından elbise diker ve uçmayı başarır. Dawların uyuduğu bir anda kartal gibi uçarak devlerin arasından, ateşi kaparak halkına teslim eder. Ateşin kullanılmasını öğretir, yaygınlaşmasını sağlar. Daha sonra devler Abrıskil’i ( Brıtskil) yakalar, Abhazya’nın Panaw (Uzunyar) kayaları arasında Tjilaw mağarasında zincire bağlarlar.8 Antik Helen efsanelerinden “Prometeus” gibi bir çoğu İskit Türklerinden kendilerine uyarlanarak alınmıştır.

(Batı) Sibir’de, (M.Ö. VIII. Yüzyıldan kalma) Skyth/İskit (Saka) Kurganı’ndan çıkan ve bugün Petersburg Hermitage Müzesi’nde bulunan, açık kanatlarının arası 16 cm. olan ve “Pençeleriyle bir Dağkeçisi’ni kapmış Altın Kartal”, çok ince bir sanatla işlenmiştir 9

Tanrıdağlar (Tiyanşan)’ın doğusunda, VIII.-IX. yüzyıllarda Mani ve Buda dinlerindeki Uygurların, Tarım ırmağı boyunca Sorçuk’ta “Ming-Öy” (Bin-Ev) adlı mağaradaki tavan freskleri’nde, “Çiftbaşlı Kartallar”, ağızlarında tuttuğu yılanlar ile (Anadolu’daki) Selçukluların kartal-ejder bileşimini hatırlatmaktadır. Bu bileşim, aynı zamanda, Başkırtlar’ın, Semrük-Ejder ilişkisini de, göstermektedir.10

M.Ö. 250 yılında Horasan’dan çıkan Arşaklılar’dan, M.S. 1423’te Mardin-Artukluları’nın sonuna kadar, 1670 yılı aşkın bir zamanda, “Kartal” ın Türk Devletleri’nde “bayrak” ve “arma” olduğu görülüyor: Büyük İskender’in halefi Makedonyalılara karşı, Sakaların Horasan kolundan Altı göçebe (Türkmen/Oğuz) Dahalar’ın Parn boyundan çıkan (ve adı, eski Türkçe “pars-ayı karması yırtıcı” anlamında olan) I. Arsak (M.Ö. 250-248) ile Kardeşi, (şimdi Afganistan’da Me-zarişerif yerindeki) Balkh şehrinde ayaklanmıştı. Sonunda, istiklâl kazanan ve “Partlılar”da denen Arşaklılar (M.Ö. 247-M.S. 226), batıda Fırat ve Kızılırmak başları ile Kafkas sıradağlarına varınca, hâkim olmuşlardı. Bunların, Romalılara karşı, Hazar Denizi’nden Kızılırmak başları ve Birecik – Altına kadarki Uçbeyliği olan Batı / Küçük-Arşaklılar (51-428) Ülkesi, “Oğuz-Eleri” sayılmış ve Oniki “Boy”lu “Dede-Korkut Oğuznameleri”ni, “Tarih-Destanları” olarak bırakmışlardır. Her iki Arşaklı kolu bayrağında, “kartal” tasviri bulunuyordu. Batı ve Doğu Roma’yı yenen Avrupa Hun Devleti cihangiri Attila’nın (437-453) bayrağında ve Gök-Türk Başkumanca-Şehzâde Köl-Tigin’in, 731′de ölümü üzerine yapılan mermer heykelinin Börk’ünde, kanatlarını açmış kartal tasviri bulunuyor 11.

Rus bilginlerinden Pekarski, uzun yıllar Sibir’de aralarında bulunduğu Yakut/Saha Trükleri’nin dilini incelemiştir. Onun dilimize çevrilen “Yakut Sözlüğü”nde (İstanbul 1930, s. 3794): Kartal’ın, Türker’de, koruma ilâhı, tılsım ve muska anlamına geldiğini, belirtir. Bu yüzden, her İslâm dininden önce ve Müslüman olmayan Türkler’de, olduğu gibi, mukaddes kuş sayılar kartalın tekbaşlı ve çiftbaşlı tasvirleri, Selçuklu ve Artuklular gibi Oğuz kolundan Müslüman Türk Devletlerinin: Mimarî eserleri, dokumaları, değişik el sanatları ve paralarında da, uğur olsun diye, işlenmiştir.

Orta Asya Türk inancına göre, insanlara gökyüzü ve yeryüzü yolculuklarında refakat eden koruyucu varlıklar kuş şeklindedir. Yükseklik, ululuk timsali kartalın, kutsal sayılması Altay kaya resimlerinden bellidir. Türkler kılıç kabzalarında bozkurt, at ve çift başlı kartal kabartma figürlerini kullanmışlardır.

Orta Asya Türklerinde koruyucu ruh olarak kabul edilen kartal motifinin, Şaman dini inanışından Yakut Türklerine geçtiği ve oradan da Orta Asya Türklerine kadar geldiği bilinmektedir. Şaman dini inanışında her insanın kuş şeklinde bir koruyucu ruhu olduğu ve insan öldüğünde bu ruhun da göğe yükseldiği inanışı hakimdir.

Bunun Türk mitolojisindeki örneği, Orta Asya’nın ünlü Şaman destanı Er-Töküş’tür. Bu efsaneye göre, Gök Tanrı’nın simgesi olan Büyük Kartal, kötü güçlerin elinde tutsak olan destan kahramanı Er-Töküş’ü önce yutup sonra kusarak, daha dayanıklı ve güçlü bir insan olarak dünyaya getirir. Kartal, daha sonra, Er-Töküş’ü sırtına alıp, yeraltında günlerce uçurduktan sonra yeryüzüne çıkarır.12 “Nart Erstxo Dolmxhumghorta ile üç Kardeş” isimli Kafkasya Çeçen efsanesinde de buna benzer Kartal imgesi görülmektedir. Efsanede kardeşlerin yeraltından yeryüzüne ulaşmalarında onları, sırtında, günlerce uçuran kartalın yardımları görülmektedir.13

Orta Asya Türk Şaman geleneğinde bazı Yakut Şaman efsanelerinde demircinin yerini demir gagalı, demir pençeli, uzun kuyruklu kuş ana tutmaktadır. Şaman söylentilerinde bütün kuş analar birbirine benzemektedir. Bu kuş ana tıpkı demirci gibi adayın bedenini parçalayarak hastalık ve ölüm getiren kötü ruhlara dağıtır. Eğer doğranmış etler bütün ruhlara paylaştırılmışsa, Şaman hastayı tedavi etmekte başarılı olur. Sonra kuş ana, kemikleri yeniden etle oluşturur ve adayı diriltir. Şaman efsanelerinden görüldüğü kadarıyla aday, bedeninin parçalanmasını kendi gözleriyle görür. 14

Demirci ve onunla beraber Şamanın da kabile ve kabile federasyonu örgütlenmesinde önemli rol alması, yalnız ekonomik şartlarla veya hayat tarzıyla sınırlı kalmaz. İnanç sisteminde ve bu sisteme dayalı yapılanmada demirci ve Şaman ikilisi önemli rol üstlenmiştir. Nitekim kabile ve sonradan kabile birliklerinin başkanı olan Tarkan unvanının kaynakların bir çoğunda “Demirci Tarkan” şeklinde geçmesi aslında eski Bulgarca’da Tarkan kelimesinin demirci anlamına geldiğinden, demirci kültünün yaygınlığından ve sosyo-ekonomik yapılanmada önemli yer edindiğinden haber verir.15

Demirci Tarkan, kabilenin ilk zamanlarda dünyevî ve dinî yönetimini elinde tutan başkanı olmuştur. Zamanla Tarkanın dinî işlevi arka plana itilmiş, yalnız kabile birliğinin lideri vasfını korumuştur. Yakutlarda “Darkan” şeklinde geçen Tarkan, demircinin kendisi değil, karısına verilen unvandır. Demirci gibi karısı da gizli dünyanın bir parçası sayılmış ve Tarkan unvanıyla şereflendirilmiştir. Manas Destanı’nda da demirciye Darkan denildiği bilinmektedir. 16 Aslında bir unvan olan Tarkan, ataerkil döneme geçişte toplumun bilicisi ve lideri olmuştur. Unvanlaşma sonraki dönemin mahsulüdür. Zamanla demirci toplumsal yaşamda önemini artırmış, demirci tarkanlar, devlet yapılanmasında “kağan” unvanıyla bir gelişim geçirmişlerdir. Hatta Z. V. Togan’a göre, Hazar ve Göktürk kağanları eski demirci tarhanlardan gelmiş, ancak kabileler arasında sadece hâkim olan demirci Tarkanlar değil, büyük devletler kuran hükümdarlardı.17

Demirci kültünün adayın parçalanmasında ve Şaman statüsüne geçişte önemli rol oynaması konusunu bitirirken şöyle bir sonuca ulaşmak mümkündür: Demirci Şamanlar veya demircilikle Samanlık, toplumun işbölümünde ilk başta bir elde toplanmış, zamanla bu iki meslek birbirinden ayrılmıştır. Ancak Şamanla demircinin aynı yuvadan çıkması miti akıllarda bu mesleklerin bir bütün oluşturduğu zamanlardan kalmış kalıtsal öğe olarak bilinir. 18

Fuzuli Bayat’ın; Şamanizm, Kuş ana ve Tarkhan unvanlı Türk hakanları arasında kurmuş olduğu bağları Orta Asya, Kafkaslar ve Anadolu vasıtasıyla Avrupa’ya geçmiş olan Etrüsklerin Seçimle iş başına gelmiş kralı Tarkhan’ın Kartal’dan Tanrı tarafından verilmiş bir kut alma inancında görülmektedir:

Eski Çağlarda Orta Asya’dan Avrupa’ya gelmiş Türk kavimlerinden Etrüsk Kralları’nın , M.Ö. 753 den M.Ö. 509 yılına kadar, yani 244 yıl Roma’da hüküm sürmüş olduklarını görürüz. Roma halkı Etrüsk Soyundan TARKHUİN (us) Priskus adlı birini krallığa getirmişti.

“Tarkhuin” kelimesi, hiç şüphesiz, Türklerde önemli bir unvan olan ve Çin kaynaklarında” da “Tarkan” şeklinde zikredilen “Tarkhan” kelimesinin Etrüskler dönemindeki telâffuzundan başka bir şey değildir. Birinci Tarkhan bir Romalı değildi. Tarkinya’dan gelip, Roma’da yerleşmişti. Babası ise, daha uzaklardan İtalya’ya gelmişti. Adı DEMARAT(us) idi. Tarihçiler bu adamı Yunanlı sayarlar. Çünkü Yunanistan’ın Korint şehrinden Tarkinya’ya gelmişti. 19

Dil bilginleri ise, Demarat adının yunanca bir ad, olmadığını söylerler. Hattâ, bu kelimenin Hint-Avrupalı bir kelime olmadığını da ilâve ederler. Diğer taraftan, Yunanistan’daki ve Anadolu’daki yer adları arasında İNT, INT ekleri ile son bulan toponimik kelimelerin de Hint-Avrupalı olmadığı bilinmektedir. Korint şehri Pelasglar tarafından kurulmuş bir şehir idi. Demarat (belki Demirat) bu şehirden kalkıp Tarkinya’ya gelmiş çok zengin bir Pelasg idi. Oğlu Tarkhan, Tarkinya’dan gelip Roma’ya yerleşince, ikramları ve bolca dağıttığı hediyeler sayesinde, pek çok dost edinmiş, kralın bile dostluğunu kazanmıştı. Onun içindir ki, Tarkhan, Kıral Ankus’un ölümünden sonra, geleneksel bekleme müddeti geçince, krallığa adaylığını koymağa cesaret etmiştir.20

Fakat Roma’da doğmuş bir vatandaş olmadığı için, kendi. propagandasını kendi yapmağa da lüzum görmüştür. Roma’nın en eski tarihi hakkında bilgi veren Titus-Livius’a göre, Tarkhan, seçimden önce, bir meydanda miting düzenleyip, halkın karşısında konuşma yapan ilk kraldır, yani ilk krallık adayı. Tarkhan ile karısının, Roma’ya geldikleri ilk gün: Karı koca, açık bir arabada, şehri dolaşırlarken, bir kartal, havadan aşağı inip, bunların arabasına doğru, gelmiş ve Tarkhan’ın tepesindeki başlığı kapıp tekrar havalanmış, fakat bir az sonra, yine inip başlığı Tarkhan’ın tepesine yerleştirmiştir.

Tarkhan’ın Tanakvil adlı karısı Tarkinya’nın soylu bir ailesinden olan, yüksek öğrenim görmüş bir kadındı. O dönemde yüksek okullarda öğretilen en önemli bilgiler dinî bilgiler ve olayları yorumlayarak, geleceği keşfetme sanatı idi.

Kartal olayı üzerine, Tanakvil kocasına şöyle demiştir :

“Kartal Tanrı’nın temsilcisidir. Senin tependeki başlığı, yani seni göğe çıkarıp indirdi. Bu, Tanrının seni Kral yapacağına işarettir”. Bilindiği gibi, Orkon yazıtlarında Tanrı hep Kağanları, tepelerinden tutup, tahtın üzerine oturtuyordu. 21

Etrüsk tarihinde (Eskiçağda Türkler) ifade edildiği gibi: Etrüsk krallarının asalarında yer alan kartal motifinin de Asya kökenli olduğuna şüphe yoktur. Zira çift başlı kartala tarihte ilk kez Sümerlerde rastlanmaktadır. Sümerlerler de Mezopotamya’ya Orta Asya’dan gelmişlerdir. Sümer çivi yazısı ile yazılmış tabletlerde “imdigud” denilen çift başlı kartal, Orta Asya Türklerinden olan Göktürklerde ve daha sonraları Selçuklularda da görülmektedir ki, bütün bu kavimlerin kökeni aynı yere dayanmaktadır.22

Kıpçaklar kolundan Tuna boyu Bulgar Türk Devleti’nin en parlak çağını yaşatan (adı da eski Türkçe de “kartalcık” anlamına gelen Omurtag han (814-831), babası Kurum (Krumış) Hanın hatırasına, Bulgaristan da Eski Zağra’da yaptırdığı mermer kabartmalı Anıt’taki Çift Başlı kartallar (Anadolu) Selçuklu kartallarına çok benzemektedir. Bulgar Türk sanatının en yüksek devri Omurtag han devridir. 24

Güney Bulgaristan’da bugün Strazagora denen yerde bulunan kabartmalar, Bulgar kültürünün Asya menşeini gösterebilmeleri bakımından önemlidir. M.S. VII-VIII. asırlara ait olan bu kabartmalar arslan, çift başlı kartal karşılıklı sülünler, kuş başlı ve kanatlı grifondan ibarettir.25

Arnavutluk’ta, Avar ve Macar eserlerini andıran, daha doğrusu Orta Asya ile ilgisi çok muhtemel olan bir hazinenin bulunması, Orta Asyalı göçebelerin Balkanlarda ne derece köklü bir faaliyette bulunduklarını bize anlatmıştır. Menteşeli ve menteşesiz, kayış ucu süslerinden ibaret olan bu buluntular, Avarların bitkili rinsolarıyle büyük bir benzerlik göstermekteydiler. Gene bu buluntular arasında ele geçen yüksek ayaklı kadehler ve yandan kulplu tabaklar, Nagy-Szent-Miklos’taki eserleri hatırlatmakta idiler.26

Hazar devletinin etrafında yaşayan kavimlerden biri olan Peçeneklerin, her günkü hayatlarında kullandıkları âletler ve silâhlar, at koşumları Orta Asya menşeli eserlerdi. Bunlar Peçeneklerin kavmi kültürlerini temsil etmekte idiler. Nagy-Szent-Miklos hazinesinde bulunan eserlerin ise, Peçeneklerin veya onlarla akraba olan göçebe Türk kavimlerinin yüksek san’at çalışmalarını ve bu sahadaki zevklerini göstermesi ihtimali çok kuvvetliydi. Bu eserlerde Bizans, İslav ve İran tesirlerini görenler de vardı. Bunun yanında, Avar ve Orta Asya kavimlerinin dökme terliklerini görmek de mümkündür.27

Nagy-Szent-Miklos hazinesi bir çok bakımlardan, Avar ve Macar motifleri ile büyük bir ilgi gösteriyordu. Kabartma suret ile yapılmış noktalar, Güney Rusya yolu ile gelmiş ve Orta Asyalı kavimlerde büyük bir rol oynamıştı. Nagy-Szent-Miklos hazinesinin kulplu sürahisinin ağzı da, inci dizisi ile süslenmişti. Aynı tezyinat, Arnavutluk’ta bulunmuş diğer bir altın hazineye ait testide de vardı. Bu sebeple Avusturyalı san’at tarihçisi J. Strzygowski 28 Arnavutluk hazinesine büyük bir önem vermiş ve Orta Asya motifleri bakımından bunları tetkike tâbi tutmuştur.29 Bu motifte Hint Garuda’sının tesirleri çok büyüktü. Fakat bu Garuda motifi, altın üzerine Güney Rusya tekniği ile işlenmişti. Bu motif, Peçeneklere Doğu Türkistan yolu ile gelmişti.30

Appelgren-Kivalo, Kartal motifinin Budist sanatının tesirinde olduğunu söylemekle beraber, Ural dağlarından Baykal gölüne kadar çok yayılmış olduğunu da itiraftan geri kalmamaktadır.31

Balkan Albanya’sı (Arnavutluk) bayrağında Çift başlı kartal

Çift başlı kartal tamgası, bir çok arma gibi Doğu Avrupa, Karadeniz Kuzeyi ve Orta Asyalı Türk kavimleri vasıtasıyla Avrupa ve Balkan Albanya’sına da geçmiştir. Tarihi eserlerin üslup ve üzerlerindeki resimler, anıtlar, efsaneler bu konu da bize yol gösterici olmaktadır.

Geleneksel inanışlara göre Kartal, Gökyüzünün temsilcisidir. Şimşek, yıldırım, fırtına ve yağmurun meydana gelmesinde elçi sayılmıştır. Bu nedenle mitolojik geleneklere dayanan birçok bayraklarda Kartal, milli bir sembol ve arma olarak yer almaktadır. Nitekim I.asırda Arnavutluğa hakim olan Kruyolı Kastriota sülalesi, yıldızlı ve iki başlı kartalı resmi mühürde ve bayrakta milli arma olarak kullanıyordu. Marin Sırdani’nin yazdığı “Sözlü Edebiyata göre İskender bey-Gjergy Kastriota”adlı eserindeki şiirlerde “Shqip” sözcüklerine rastlanmaktadır.

“Kartal” isimli bir halk şiiri de şöyledir :

“Ey göklerde uçan Kartal, kuşların en büyüğü kralısın sen!
Kartallar ulu ve kahraman oldukları için yuvalarını daima yalçın kayalara yaparlar.

Bu yönden Albanlara (Arnavutlara) “Shqipetar” (Kartaloğlu) derler. Alban diline de “Shqip” (Kartal dili) derler.” 33

Şaban Sinani’ye göre ise; Arnavut (Alban) mitolojisin de kartal vardır. Ancak, kartal burada bir totem değil simgedir. Arnavut kelimesinin bu totemden geldiğine dair ileri sürülen görüşler doğru değildir.34

Bugünkü Arnavutluk (Albanya) bayrağı, kırmızı zemin üzerinde siyah çift başlı kartal armasından oluşmaktadır. Bu bayraktaki çift başlı kartal 1405- 1468 yılları arasında yaşayan İskender bey tarafından kullanılmıştır. Çocukluğu Osmanlı sarayında geçmiş Fatih Sultan Mehmed’le arkadaşlık yapmıştır. Daha sonra Müslümanlıktan Hıristiyanlığa dönerek Osmanlıya başkaldırmıştır. Fatih Sultan Mehmed’i uğraştıran Balkanların İslamlaşmasını geciktiren bir şahsiyet olan İskender bey 25 yıl Balkan Albanyasını yönetmiştir.

“Fatih Sultan Mehmed:”Eğer İskender bey karşıma çıkmasaydı, Venedikle komşu olacak,Papa’nın başına kavuk geçirecek ve Saint Piere Kilisesinin kubbesine Ay-yıldızı yerleştirecektim” demiştir. İskender bey’den sonra gelen kuşaklar, O’nun dönemi olan 25 yılı hatırlamak için çift başlı kartallarına 25 telek resmetmişlerdir. Bugünkü şekli, 7 nisan 1992 tarihinde devlet kararı ile belirlenmiştir.

Kartalın başka İmparatorluk ve Devletlerde görülmesi

Etrüsk’ler ve Kuzey Türklerince Avrupa’ya taşınmış olan çift başlı Kartal amblemi daha sonra Roma ve Bizans İmparatorluklarına geçmiştir. Trabzon Pontus Rum devleti ile çeşitli Avrupa devletleri ve şövalyelerinin resmi arması veya bayrak motifi olarak da kullanılmıştır.

Pelasg ve Etrüsklerden sonra Avrupa’ya gelen Hunlar, Avarlar (Attila’nın ordusunun sancağı üzerinde Bozkurt ile beraber kartalında var olduğu bilinmektedir), Bulgar Türkleri, Peçenekler, Kuman Kıpçak ve Selçuklu Türkleri ile Avrupa kavimleri ve devletleri bu arma ile defalarca tanışmışlardır. Anadolu’da Hititler’in Alacahöyük ve Yazılıkaya’daki çift başlı kartal kabartmalarında görülen armanın Ön-Türklerden olan Proto-Hitit “Hatti”lerce getirildiğini de unutmamak gerekmektedir.

Selçuklu Türkleri ve Anadolu Türk Beylikleri bu tamgayı hem Anadolu’ya geldiklerinde bulmuşlar hem de Orta Asya’dan Ön Asya’ya gelirken bizzat Oğuz ongunlarında da taşımışlardır. Rus çarlarının Çift başlı Kartal armasına sahip çıkmaları ise tamamen devlet teşkilatını ve askerliği öğrendikleri Karadeniz kuzeyi Türklükle olan ilişkilerden sonra oluşmuştur. Almanların, diğer Avrupalıların, USA’nın kartalı kullanması ise, çağlar boyunca güç sembolü olarak kullanılan bu armayı sahiplenme arzusundan kaynaklanmaktadır. Mason örgütlerinde de doğu ve batıya hakim olma arzusu ile kartal amblemi geleneği devam ettirilmektedir. Fener Rum Patrikhanesi ise kendisini Bizans’ın daha doğrusu Doğu Roma’nın varisi ve yeniden ihyacısı görmek istemekte çift başlı kartala sahip çıkmaktadır.

Fakat şu bir gerçektir ki hiçbir millet Türkler kadar bu tamgayı, bayraklarına, kilimlerine, halılarına, taşa, madeni eşyalarına kadar taşıyarak özümseyememiştir. Bunu kendi ile özdeşleştirmek güçlü bir tarihi birikim, tarihi şuur gerektirir. Türk Milleti gibi bir Okyanustan diğer bir okyanusa ulaşmış bir millet ancak iki Okyanus arasında Kartalı kendine sembol seçecek doğuya ve batıya hükmetmek isteyecektir. Türk Cihan Hakimiyetinin göklerdeki temsilcisi de hiç şüphesiz kartal olacaktır. Türkler, tarihi seyirlerinde çift başlı kartalı inşa eden ve bunu hak ettiğini ispat eden bir millettir.

Türkmenistan-Teke ve Ersarı Türkmenlerinin dokudukları, XIX. yüzyıla ait olduğu belirtilen ve Petersburg (Leningrad) Etnografya Müzesi’nde bulunan bir halıda, çift başlı kartal motifleri sıralanmıştır. 36 Deve örtüsü (çulu) olarak yapılan bu halıda, 4×6 olmak üzere, yan yana ve alt alta (Oğuz Boyları sayısınca) 24 adet çift başlı kartal işlenmiştir.

Çift başlı kartal, Oğuz boylarının dış-iç oğuz olarak ikiye ayrılması ve toplam 24 oğuz boyu olarak içtimai bir sistem oluşturmaları bu halı’da çok güzel bir şekilde vurgulanmıştır. 37

Oljobay Karataev, bir çalışmasında Kırgız Türklerinin ve Oğuz Türklerinin damgalarını karşılaştırmıştır. Bu çalışmasında, Reşidettin’in Cami’ üt Tevarih adlı eserinden aldığı Oğuz boy Ongun ve anlamlarını Beyaz Kartal (Bayat, Alka-evli, Kara-evli), Kartal (Yaparlı, Dodurga, Döger), Kır Kartalı (Avşar, Kızık, Beğdili, Karkın) olarak vermektedir. Aynı damgaları Kırgız Türklerinde ise şu şekilde tasnif etmektedir: Beyaz Kartal (Bağış damga, Monolar damga, Saruu damga, Koş-çift-damga-Munguş), Kartal (Bölök cal-başka yele-damga, Kara Sadak-Kesek-, Munduz Damga), Kır Kartalı (Kara Bağış, Kayçı-Çarpı-damga, Azık damga, Saruu damga, Alakçın damga). 38

İslâm’la tanıştıktan sonra ise Türklerin Hz. Muhammed’in siyah bir kumaştan yapılmış olan ünlü sancağının Türkçede “kartal, şahin, atmaca vb” anlamına gelen “UKAB” adını taşıması da kartal’a manevi bir özellik atfedilmesinin bariz bir ifadesidir.

Sonuç olarak; kökü M.Ö. 2000 yıllarına kadar uzanan ve kutlu bir varlık sayılan Kartal, Anadolu ve öteki Türk Ülkelerinde, tek başına veya çift başlı olarak: Dokumalarda, Selçuklu ve Artuklu Mimari eserleri ile paralarında, ahşap ve madeni eşyada işlenmiştir. Mimari eserlerimizden (1276/80’de biten) Erzurum Çifte minareli Medrese ve 1310 yapısı Yakutiye medresesi taç kapıları yanlarında kayseri-Döner kümbed’de, çok güzel biçimde çift başlı kartal kabartmaları, hakimiyet timsali olarak, üstte ve altlarında da hayat ağacı işlenmiş bulunuyor. Hasankeyf-Amid (Diyarbakır)-Mardin Artuklularından Melik Salih Mahmud’un, kendi çizdiği plana göre, yeniden yapılan şaheser Diyarbakır Kalesi’ndeki Ulubeden Burcu (1206) ile Yedikardeş Burcu’nda çift başlı kartal kabartmaları, devlet armaları olarak kullanılmıştır. Yine aynı Artukluların, 1200-1231” yılları arasında kestirdiği paralarda Çift başlı kartal bulunuyor, Konya’da bulunan çok zarif bir pirinç Teber’in ağzında Çift başlı kartal ,çok maharetle işlenmiştir. Erzurum’da Çift başlı Kartalın (bıçak işi ile) işlenmesi ile bir pano bulunmuştur. Bugün Konya Mevlana Müzesinde bulunan 1279 yılında Mevlana Türbesine Vakıf olarak bağışlanan rahle’nin iki kanadı üzerinde, birer çift başlı kartal’ın (bıçak işi ile) işlenmesi, Selçuklu çağı ahşap işçiliğinin şaheseridir. 39

Günümüzde, Dicle Üniversitesi Arması, Artuklu-çiftbaşlı kartalıdır. Çift başlı kartal, Erzurum Atatürk ve Konya Selçuk Üniversitelerimizde de, arma olarak kullanılmaktadır. Bu Üniversitelerimiz, Evren’e açılan bilim kapılarını Çift başlı kartallarla şereflendirmişlerdir.
PAYLAŞ
Banner

YORUMLAR:

0 comments: